AIROSD ısı pompası aldınız, kurdunuz, hatta o ilk heyecanla faturalarınızın düşüşünü hayal etmeye başladınız. Sonra bir de baktınız ki, o beklediğiniz sıcaklık gelmiyor. Hani derler ya, “E bu niye böyle oldu şimdi?” Vallahi billahi, insan bir afallıyor. Hele o kış günlerinde, camdan dışarı bakıp içeride tir tir titrerken… İşte o an, o cihazın neden yeterince ısıtmadığını sorgulamaya başlıyorsunuz.
Şimdi gelelim işin biraz daha teknik kısmına, hani o bizim mühendislerin dilinden anladığı yere… Isı pompası dediğimiz şey, dışarıdaki havadan aldığı ısıyı içeriye taşıyan bir mekanizma. Yani bir nevi tersine çalışan buzdolabı gibi düşünebilirsiniz. Ama bu sistemin de kendine göre nazları var, kaprisleri var. Eğer dış ünite, yani o dışarıdaki kutu, karla kaplanmışsa mesela, buzlanmışsa… E nasıl verimli çalışsın ki? O buz tabakası, ısı transferini engelleyen bir yalıtım görevi görüyor, hem de ne yalıtım!
Bir de şu var ki, sistemin doğru boyutlandırılması hikayesi… Hani eviniz için doğru beygir gücünde bir araba seçmek gibidir bu. Eğer eviniz 200 metrekare ama siz 100 metrekarelik bir alanı ısıtacak kapasitede bir cihaz aldıysanız, kusura bakmayın ama o ev ısınmaz. Isınsa bile canı çıkar, sürekli çalışır, kendini yorar, sonunda o beklediğiniz verimi de alamazsınız, faturalarınız da cabası. Abartmıyorum, bu iş gerçekten böyle.
Akışkan borularının yalıtımı da çok kritik bir nokta. Düşünsenize, o sıcak su ya da gaz boruların içinden geçerken, eğer yeterince yalıtılmamışsa, o enerji dışarıya kaçar gider. Sanki cebinizdeki parayı düşüre düşüre yürümek gibi bir şey bu. Var mı böyle bir şey? Olmaz abi! Her metrede bir enerji kaybediyorsunuz, sonra da “AIROSD niye ısıtmıyor?” diye soruyorsunuz. Aslında ısıtıyor da, o ısı size gelene kadar bir yerlerde kayboluyor…
Bir de şu freon gazı meselesi var ki, başlı başına bir dert. Eğer sistemde gaz kaçağı varsa, geçmiş olsun. Çünkü ısı pompası, o gazın faz değiştirmesiyle ısıyı taşıyor. Gaz yoksa, taşıyacak bir şey de yok demektir. Sanki arabanıza benzin koymadan yola çıkmak gibi. Gidemezsiniz ki! Ve bu kaçaklar bazen o kadar sinsi olur ki, öyle kolay kolay da anlaşılmaz, ta ki sistem iyice performans düşürene kadar…
İç ünitenin filtreleri… Ah o filtreler! Evinizin tozunu, toprağını, tüyünü, kılını toplayan o masum parçalar. Eğer onlar tıkanırsa, hava akışı engellenir. Hava akışı engellenince de, sistemin ısı transfer kapasitesi düşer. Sanki burnunuz tıkalıyken nefes almaya çalışmak gibi bir şey. Zorlanır insan, değil mi? Aynı şey ısı pompası için de geçerli. O filtreler belli aralıklarla temizlenmeli, değişmeli. Bu kadar basit aslında.
Termostatın konumu da çok önemli. Eğer termostatı direkt güneş alan bir yere koyarsanız, ya da bir ısı kaynağının yakınına, o zaman yanlış ölçüm yapar. Ev soğukken bile termostat "burası sıcak" der, cihazı durdurur. Sonra siz üşürsünüz, cihaz çalışmaz… Bu da tamamen kullanıcı hatası diyebiliriz, ama kimse bunu düşünmez ilk başta, değil mi? Küçük bir ayrıntı gibi durur ama etkisi büyük olur.
Sistemin bakımını düzenli yaptırmak da elzem. Hani arabanıza nasıl düzenli bakım yaptırıyorsanız, bu cihaz da öyle. İçindeki fanlar, kompresör, tüm o hareketli parçalar… Hepsinin bir ömrü var, bir de düzenli bakıma ihtiyaçları var. Eğer bakımsız kalırsa, o zaman performans düşer, arızalar başlar, sonra da “AIROSD bozuldumu acaba?” diye düşünürsünüz. Aslında bozulmadı, sadece ihmal edildi…
Son olarak, belki de en basit ama en çok gözden kaçan detay: Kapı ve pencere yalıtımı. Isı pompası ne kadar iyi ısıtırsa ısıtsın, eğer evinizde kaçaklar varsa, o ısı dışarıya uçar gider. Sanki deliğe su doldurmaya çalışmak gibi. Ne kadar doldurursanız doldurun, boşalır gider. Önce evinizin yalıtımını kontrol edin, sonra ısı pompasından şikayet edin derim ben… Bazen sorun cihazda değil, bizim kendimizde olur, kabul edelim.